Sibel Diker’in “I Feel Lucky” Adlı 14 Sayfalık Fotoğraf Projesi Sanat Dünyamız

Sibel Diker’in “I Feel Lucky” adlı 14 sayfalık fotoğraf projesi Sanat Dünyamız (Yapı Kredi Yayınları) Ocak-Şubat 2015-144 nolu sayısında yayınlanmıştır

Video, yerleştirme ve fotoğraf tekniklerini eş zamanlı olarak kullanan görsel sanatçı olarak Sibel Diker’in Paris’te doğup büyüdükten ve sanat eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul’a yerleşerek çalışmalarını burada üretmesi, işlerine kültürlerarası bir katman kazandırmıştır. Sanatçı uzun zamandan beri araştırmalarını birey ile kent arasındaki ilişkiler üzerinde şekilleniyor. Diker kendisini kuşatan “dış dünyayı” özellikle “yaşam alanları” perspektifinden yorumlama konusunda ısrarcı. Oldukça geniş açılımları olan bir konuyu sanatçı, sadece bireyin mahrem mekânı olarak değil, herkesin ayağının değdiği, kamusal perspektiften ele aldığı için, oldukça farklı, üstü kapalı kalmış konuların kapılarını aralamayı başarıyor. “I feel lucky” gibi ironik bir isim taşıyan projenin çıkış noktası sanatçının son dönemde ziyaret ettiği Şangay kentidir. Fotoğraf, yazı, desen ve tasarımla harmanlanarak oluşturulmuş olan bu çalışma, çıplak gözün perspektifini aşarak, kavramlara dayalı sistematik bir araştırmayı adım adım geliştiren bir karaktere sahip.

Çalışmanın çıkış noktası olarak seçilmiş imgeler, birbirinin gölgesini gösteren gökdelenlerin karmaşık ilişkileri üzerine yoğunlaşmış bir durumda. Bu da, birey ile kent, insan ile mimari arasındaki ilişkinin ne denli karmaşık, sosyal, politik ve ekonomik

açıdan Neoliberal yapılanmanın kıskacında olduğuna dair son derece etkileyici bir giriş yapıyor. Bu iki fotoğrafa bakarken kulağımıza inşaat makinelerinin uğultusunun gelmesi bir rastlantı mı? Sibel Diker, görsel malzemeyi, işitsel çağrışımların odağına yerleştirirken artık bozulmuşluğunu kabul ettiğimiz, birey-kent diyaloğunda, en yalın noktadan harekete geçiyor. Sanatçı, alışkanlık yaratacak kadar güncelleşen bu algı bozukluğuna “işaret” ederken anlatıcı, belgesel ya da öğretici bir tavır geliştirmediği için, “imgenin olağanlığından” yola çıkma cesareti gösteriyor.

Artık çarpıklığını, yıkıcılığını kabul ettiğimiz “birey-kent ilişkilerinde”, güncel yaşamın kendisi belli bir muzipliği, en azından gülebileceğimiz durumları da bize sunuyor. Sibel Diker ironinin sınırlarında gezinmeyi seven bir flâneur gibi, objektifini tanıklığını yaptığı kentlere yöneltirken aslında illaki “gerçeküstücü” olma kararlığına sahip değil belki de. Ama bu projede kullandığı imgelerin neredeyse tamamı, oldukça zengin, çağrışım gücü yüksek olan manzaraları izleyicilere sunuyor. Gökdelenlerin arasına sıkışmış bir Yunan tapınağı kopyası ile sıradan bir palmiye yaprağının dokusu arasında nasıl bir ilişki kurabiliriz ki ? Açıklayıcı olmak adına değil de, sanatçının yaklaşım açısını daha iyi kavrayabilmek adına soru sormaya devam edelim: Şangay’daki sıradan bir yaya geçidi ile İstanbul’daki taşlanarak camları indirilmiş bir ışıklı reklam panosunu yan yana getirdiğimizde karşımıza ne çıkar? Sibel Diker, bu ve buna benzer soruların bir tür olasılık olarak karşımıza çıkacağı “kent manzaralarını” kullanırken, oldukça farklı perspektiflerin önünü “çağrışımlarla” açan bir yaklaşım açısı geliştiriyor. Gerçeküstücü olmasa da, güncel yaşamın ironik durumlarını büyüteç altına alan bu tavır, belki de sadece betonla tasarlanan anakentlerdeki yaşamının ne denli bezdirici, yorucu bir karakteri olduğuna gönderme yapıyor. Günlük hayatın sıradanlaşarak sadece otomatikleşmiş bir sürece dönüşmesi elbette ağıt yakılacak bir durum değil. Üretim ve yaşam modellerinin değiştiği bir süreçte yaşıyoruz. Yeni Milenyum vaat edilenleri getirmedi. Bir şekilde 20. yüzyılın tortularıyla mücadele ettiğimizden olsa gerek, “köktenci yeniyi” kabullenmekte zorlanıyoruz.

20. yüzyılın başında fabrikalar nasıl kentleri, ülkeleri değiştiren bir gücün simgesi olmuşlarsa, 21. Yüzyılda da gökdelenler artık önüne geçilemeyecek olan sürecin temsilciliğini üstleniyorlar. Birey ile kent arasındaki ilişkiler de bu farklılaşmanın şekillendirdiği “kanallarda” şekilleniyor. Sibel Diker’in “I feel lucky” projesinin en önemli özelliği, çağdaş mimarinin belirlediği güncel yaşam biçimlerinin “kavramsal” sonuçlarını izleyicilere sunması. Değişik metaforların duyumsandığı bu çalışma, hem görsel, hem de işitsel olarak tanıklığını ettiğimiz “kentleşme sürecinin” ne denli köklü bir değişimin habercisi olduğuna dikkat çekiyor. Bir şekilde bu durumla hesaplaşarak “yakın geleceği” üzerine düşünmek zorundayız. Sibel Diker’in kavramsal yaklaşım açısı, bir şekilde bu yakın geleceğe odaklı olduğu için, bir çırpıda değil, ancak uzun süre bakıldığında algılanabilecek dinamiklere sahip.

 

Necmi Sönmez, Aralık 2014, Viyana

 

Sanatçı Başvuru Formu

Sanatçı başvurusu için biyografinizi, son dönem çalışmalarınızın görsellerini ve açıklamalarını içeren portfolyonuzu sisteme yükleyerek bize iletebilirsiniz. Video çalışmalar için bize link iletebilir ya da izleme kopyalarını artnivo.com project space adresine USB ya da DVD içinde postalayabilirsiniz. USB ve DVD’ler adresinize geri gönderilmeyecektir, dolayısıyla orijinal eseri değil, izleme kopyalarını gönderiniz. Sanatçının verdiği e-posta adresi üzerinden iletişime geçilerek, başvurulara bir ay içinde yanıt verilecektir
artnivo.com project space
Sadi Konuralp Cad. Nejat Eczacıbaşı Binası No:5B 34433 Şişhane /İstanbul

Ad Soyad Telefon
Mail Portfolyo
Dosya Ekle