11-Arter_Seni-Sevmek-Cok-Zor_Loving-You-Is-So-Hard_Photo-Copyright_Kayhan-Kaygusuz_DSF2975
  • Editöryel
  • Haberler
  • Sergiye Gitmeden Önce Bilmeniz Gereken 5 Şey: Mehtap Baydu, Seni Sevmek Çok Zor!

Sergiye Gitmeden Önce Bilmeniz Gereken 5 Şey: Mehtap Baydu, Seni Sevmek Çok Zor!

Mehtap Baydu: Seni Sevmek Çok Zor!, Arter
Tarih: 29 Nisan – 15 Kasım 2026

 

Mehtap Baydu’nun Arter’de açılan “Seni Sevmek Çok Zor!” başlıklı sergisi, 29 Nisan 2026’da kapılarını açtı ve 15 Kasım 2026’ya kadar ziyaret edilebiliyor. Sanatçının Türkiye’deki ilk kurumsal solo sergisi olan bu seçki, Baydu’nun performans, heykel, fotoğraf ve video gibi farklı mecralar arasında kurduğu bağlantıları; seramik, bronz, kumaş, kâğıt ve cam gibi zengin malzeme çeşitliliği üzerinden izleyiciyle buluşturuyor.

 

1. Performans ve nesnenin akışkan diyaloğu

Sergi alışılmış türden statik bir heykel ya da fotoğraf seçkisi değil. Mekândaki yerleşim, performansın nesneye, nesnenin ise performatif potansiyellere açıldığı çok yönlü bir akışkanlık üzerine kurgulanmış. Ziyaretçiler sergiyi gezerken sadece eserleri izlemekle kalmıyor, aynı zamanda bu üretimleri çevreleyen süreç kayıtları ve performatif izlerle de karşılaşıyor. Bu yapı, her bir eserin zamansal ve maddi olarak çoğul katmanlarını sezgisel olarak hissetmeyi gerektiren dinamik bir deneyim sunuyor.

 

2. Kalıp alma süreciyle gelen mutlak yakınlık

Mehtap Baydu’nun sanatsal pratiğinde kalıp alma süreci hayati bir yer tutuyor. Sanatçı; kendi bedeninden, yakın çevresinden ya da doğadaki ağaç kabuklarından aldığı kalıplarla çalışıyor. Sergiyi gezerken bu kalıpların vadettiği mutlak yakınlık duygusu ile aynı zamanda ima ettiği yokluk arasındaki gerilim rahatlıkla fark edilebiliyor. Yaşam çizgilerinden koparılmış birer anlık kayıt niteliği taşıyan bu formlar, insan teninin kırılganlığını ve yaşanmışlığını doğrudan hissettiriyor.

 

3. Sabit kimliklere ve yerleşik tanımlara başkaldırı

Sergideki işler, sabit ve tekil bir kimlik okumasının ötesine geçiyor. Baydu’nun kişisel belleğindeki anlatıları dönüştürerek farklı kimliklere büründüğü kurgusal otoportre serileri, yerleşik toplumsal rollere meydan okuyor. Örneğin, erkek takım elbisesinin astarıyla oluşturduğu mekân yerleştirmesi ya da göçmenlik deneyimine referans veren kurgusal “Osman” karakteri, kimliği sabitlemek yerine onu çoğaltan ve akışkan kılan anlatılar olarak sergi deneyimini derinleştiriyor.

 

4. İlk yirmi güne özel canlı bir performans: “Nefes (Atem)”

Sergideki eser yoğunluğunun ve mekânsal kurgunun en heyecan verici parçalarından biri, sanatçının daha önce Berlin’de gerçekleştirdiği “Nefes (Atem)” performansının Arter’e uyarlanması. Baydu, sergi alanındaki camlı bölmenin ardında, odanın hacmiyle birebir ölçülerdeki bir balona kendi görünmez nefesini üfleyerek ona somut bir varlık kazandırıyor. Serginin açılışından itibaren yaklaşık yirmi gün boyunca belirli sürelerle canlı olarak gerçekleştirilen bu performans, balon mekânı bütünüyle kaplayana dek sürdü ve ziyaretçilere zamansal bir sıkışmışlık ile boşluk deneyimini aynı anda yaşattı.

 

5. Parçalanmış bedenin kapsayıcı kolektif gücü

Serginin genelinde hissedilen duygusal ve kavramsal ton, bütünlük fikrinin parçalanmasıyla yükseliyor. Sanatçının kendi beden parçalarını anatomik yapıya sadık kalmayan bir düzende üst üste eklemleyerek oluşturduğu devasa “Wirbelsäule (Omurga Sütunu)” heykeli, tavan sarkan şeffaf cam beden postları veya havaya kalkmış tekil bir yumruğu somutlaştıran “HAVADA!” adlı çalışması bu parçalanmayı açıkça gösteriyor. Ayrıştırılmış uzuvların bir araya gelmesiyle inşa edilen bu yapılar, yerçekimine ve zamana karşı direnen, sınırları sürekli yeniden müzakere edilen kapsayıcı ve kolektif bir bedeni hayata geçiriyor.