1-Arter_Gokyuzu-Sekerdendi_The-Sky-Was-Candy_Photo-Copyright_Murat-Germen_2026_61

Sergiye Gitmeden Önce Bilmeniz Gereken 5 Şey: Gökyüzü Şekerdendi

Gökyüzü Şekerdendi, Arter
Tarih: 24 Haziran 2026 – 28 Mart 2027

Arter’in 4. kat galerisinde izleyiciyle buluşan “Gökyüzü Şekerdendi” başlıklı grup sergisi, 24 Haziran 2026’da kapılarını açtı ve 28 Mart 2027’ye kadar ziyaret edilebiliyor. Küratörlüğünü Selen Ansen’in üstlendiği bu kapsamlı seçki, Arter Koleksiyonu’ndan 24 sanatçının resim, fotoğraf, heykel, video ve yerleştirme gibi farklı mecralarda ürettiği eserleri bir araya getiriyor. Sergide yer alan sanatçılar Melike Abasıyanık Kurtiç, Adel Abidin, Lene Adler Petersen, Ahu Akgün, Francesco Albano, Hüseyin Bahri Alptekin, Gökhun Baltacı, Yto Barrada, Mehtap Baydu, Elina Brotherus, Fatma Bucak, Elif Erkan, Ayşe Erkmen, Dan Graham, Karl Horst Hödicke, Fatoş İrwen, Arthur Köpcke, Inge Mahn, Yıldız Moran, Ahmet Öğüt, Sophia Pompéry, Gerhard Rühm, Stéphanie Saadé ve Stefan Wewerka.

 

1. Şiirsel ve Çocuksu Bir İsmin Tartıştığı Ağır Meseleler

Serginin adı ilhamını, E. E. Cummings’in “Songs I” (1938) adlı şiirinden alıyor. Başlıktaki çocuksu ve tatlı imge ilk anda masalsı bir atmosfer çağrıştırsa da, sergi aslında merkezine yuva, yurt, aidiyet, göç ve kayıp gibi derin kavramları ve karmaşık insani deneyimleri alıyor. Dünyayı renkli ve oyuncu bir imge olarak sunan bu başlık, belleğin ve hayal gücünün gerçekliği nasıl biçimlendirdiğine dikkat çeken soyut bir eşiği işaret ediyor.

 

2. Disiplinlerarası Bir Koleksiyon Seçkisi

Sergi; resimden fotoğrafa, heykelden yerleştirme ve videoya uzanan çok geniş bir üretim yelpazesini kapsıyor. Gündelik eşyalar, ev içi mekânların izleri ve yaşanmışlıkları barındıran nesneler tek bir çatı altında buluşuyor. Farklı tekniklerle üretilmiş bu eserler; yeryüzü ile gökyüzü, geçmiş ile gelecek, kök salmışlık ile köksüzlük arasında titreşen duyusal bir alan oluşturuyor.

 

3. “Ev” Kavramının Durağanlığı Reddeden, Katmanlı Doğası

Sergide “ev” veya “yurt” kavramı sabit bir nokta, bitmiş bir varış yeri ya da mülkiyet sınırları üzerinden tanımlanmıyor. Aksine; zaman, hafıza ve mekânla sürekli evrilen canlı bir ilişki biçimi olarak ele alınıyor. Sergideki eserler; insanın hiç gitmediği bir yerde kendini evinde hissedebilme ihtimali kadar, en iyi bildiği mekâna yabancılaşması gibi çelişkili ve dinamik duygusal durumları görünür kılıyor.

 

4. Yön Duygusunu Muğlaklaştıran Sergi Kurgusu

Serginin kurgusu ve mimari düzenlemesi, izleyicinin iç ve dış mekân arasındaki bakış açısını durmaksızın değiştirmesini teşvik ediyor. Sergi içinde ilerlerken yön duygusunun muğlaklaşması, “ev” ile kurduğumuz ilişkinin de hiçbir zaman verili veya sabit olmadığını deneyimletiyor. Galeri mekânı, izleyiciyi tek bir doğru rotaya zorlamak yerine, kendi çağrışım ve hatıra rotalarını çizmelerine imkân tanıyor.

 

5. Şiirsel Bir Dille Şekillenen Politik ve Biyografik İzler

Günümüzün jeopolitik kırılmaları, katılaşan sınırlar ve haritalarla şekillenen bir dünyada sergi; aidiyeti coğrafyanın ötesinde yeniden düşünmeye davet ediyor. Kişisel hafızadaki tatlı anılardan toplumsal çalkantıların ağırlığına uzanan eserler, izleyiciye doğrudan bir yanıt sunmaktan ziyade ev kavramının ruhuna ve kimliğine dair çok sesli bir tanıklık öneriyor.